Zompa.Net

Sarıçiçek'te    Köylerimiz   var   gitsek'te   gitmesek'te   görmesek'te  onlar  bizim  köylerimiz
 
Tarhan (dejde)       Alanlar  (abdolar)         Kuşcu  (kuşcan)        Tosunlar (Mıllan)

Sun05202012

Last update06:28:30 PM

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel
Back fotograflar Foto Köyümüz Yöremizin Eski Nişan ve Düğün Geleneği

Yöremizin Eski Nişan ve Düğün Geleneği

User Rating: / 0
PoorBest 

İnsan hayatında üç önemli aşama vardır doğum, evlenme ve ölüm. Bu aşamaların etrafında birçok gelenek, görenek, âdet, töre oluşturulmuştur. Kadın ve erkeğin yaşamını birleştirmesi açısından bireysel olduğu gibi hem aile hem de akrabalık bağlarının kurulması açısından da toplumsal bir olgudur

Evlenmeler; görücü usulünün yanı sıra karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak gerçekleşirdi Bunların dışında kaçarak evlenmeler az da olsa olurdu yöremizde beşik kertmesi yoktu Evlenme yaşı erkeklerde 18 ile 20 yaş arasında ve askerlikten sonra başlardı. Kızlarda ise evlenme yaşı yaygın olarak 17-18 arasında olurdu

Gençler, evlenme isteklerini duyururken gelenek gereği bazı davranışlarda bulunurlardı. Eve geç gelme, bıyık bırakma, huysuz davranışlar gösterme, hastalık bahanesiyle işe güce gitmeme, pişirilen yemeği beğenmeme gibi davranışların yanı sıra giyimine özen göstermek gibi hareketler sergilerdi. Genç kızlarda ise bu gibi davranışlara pek rastlanmazdı. Davranışları aşikâr değil, imalıdır. Hiç olmadık zamanlarda yakınmalar gösteriyorlardı. Evlenme geleneği içerisinde aile tarafından gencin evlendirilmesine kesin karar verilmişse, Görücü Gezme ya da bir diğer söylenişle Kız Bakma başlardı. Evlendirilecek gencin ailesi çocukları için temiz süt emmiş, kendilerine lâyık bir kız bulmak için düğün, nişan komşu gezmeleri, akraba ve tanıdıklarının tavsiyeleri vb. vesilelerle kız beğenirlerdi.

 

Genellikle annelerin tercih ettiği kız istenirdi çünkü evde yemek yapma hayvancılık ve tarla işlerinde yardım edecek bunun yanı sıra çocuk bakımı kış hazırlıkları yapma (devlik görme) gibi tüm ev işlerinde kendisine yardımcı olacak kız aranırdı onun için oğlum biz sana falan kişinin kızını münasip gördük onu isteyelim mi? Derlerdi oğlanlarda çoğunlukla kabul ederdi. kıza da senin gönlün var mı? diye sorulurdu her iki taraftan olumlu yanıt aldıktan sonra görüşmelere başlanırdı.

Oğlanın annesi konuyu kızın annesine açardı kızın annesi hele bir babasına danışalım görüşelim hayırlı ise olur derdi neticede kızın evine gidiş gelişler birkaç sefer tekrarlanırdı kız evi bu istemeye hemen cevap vermez biraz düşünme ve yakın akrabalarına danışma süresi isterdi kız evi genellikle amcanın dayının ve büyük kardeşinin fikirleri alınırdı bunlardan biri razı olmasa kız zor verilirdi size verecek kızımız yoktur denilir ya da görüşmeler olumlu geçerse kararlaştırılan bir günde kız istemeye gidilirdi bunun diğer adları ise şerbet içme Söz kesme Nişan Takma denirdi birinci derecede akrabalar, saygın erkek ve kadınlardan oluşan küçük bir grup davet edilirdi akşam kız evine gidilir her iki tarafın yakın akrabaları bu istemede hazır bulunurdu bazı akrabalar gelmezdi kız tarafından gelmeyen daha önce bu kızı istemiş ve olumsuz cevap aldıklarından dolayı. Oğlan tarafından gelmeyen ise madem bizim akraba ise bizim kızımızı istesin niye başkasının kızını istiyor diye tepkilerini göstermek için davete gitmezlerdi.

Oğlan tarafından ailenin büyüğünden biri vekil tayin edilirdi Allahın emri peygamberin kavliyle ile kızınızı oğlumuza istemeye geldik derlerdi. Kız tarafın babası sağ ise babasından değil ise annesinden yada ailenin büyüğünde istenirdi. Kızın babası biraz nazlanır hemen evet demezdi yaşı biraz küçük ise onu bahane eder kızımız daha çağadır (çocuk ) yada o evimizin direğidir o giderse anası yalnız kalır işleri kim yapar derdi bekar oğlu varsa bizde bir gelin getirelim ondan sonra düşünürüz buna benzer cümlelerle geçiştirmeye çalışırdı gelen cemaat kız tarafının üzerine tatlı bir baskı kurardı bu nazlanma fazla sürmez kızın babası ben bilmem der aile büyüğünden dedesi amcası veya dayısının üstüne atar yani vekilimdir derdi

Oğlan tarafını temsil eden kişi bu sefer kız tarafını vekilinden Allah’ın emriyle peygamberin kavliyle üç kere kızı isterdi üçüncü tekrarın sonunda oda Allah yazdıysa bize diyecek söz olmaz bizde verdik derdi bu mutlu kelimeden sonra hemen gençler büyüklerin ellerini öperdi buna da el öpme denirdi kız istemeye damat adayı götürülmezdi o anda biri damat adayına bu mutlu haberi verirdi ve bahşişini alırdı o esnada kız evinde oğlan tarafının getirdiği lokum ikram edilir çerez dağıtılırdı bu çerezler genelde leblebi şekeri ve kuru üzüm olurdu büyük kaplarda çay şekerinde veya toz şekerinden şerbet hazırlanır ve dağıtılırdı nişan takılırdı nişanda yüzük yerine o dönemlerde altın takılırdı kız evinin verdiği yemek yenir mutlu şekilde dağılırdı

 

Nişanlılık dönemi böylece başlamış olurdu bu dönem ortalama bir yıl sürerdi bazen aileden biri vefat ederse bu daha uzun sürerdi en az bir yıl yas tutulurdu bunun yanında hem keyifli hem de kız için çileli bir nişanlık dönemi başlamış olurdu çünkü örf ve adetlere göre nişanlanan kız nişanlısından nişanlısının babasından ağabeylerinden kardeşlerinden amcasından dayısından arkadaşlarından ve birinci derece akrabalarına görünmemek saklanıp kaçmak zorundaydı. Hatta aniden karşılaşırsa kız sırtını dönerdi çünkü bunlara görünmek örf ve adetlere göre ayıp sayılırdı nişanlılık döneminde gençlerin birbirlerinin evine gitmeleri ve serbestçe görüşmeleri yasaktı nişanlılar ayrı köyde olurlarsa pek fazla sorun olmazdı ama aynı köyde olurlarsa hayatları tatlı ve çileli bir yaşama dönerdi

Buna rağmen nişanlıların gündüz buluşup konuşma imkânları yoktu ama geceleri gizliden buluşabiliyorlardı kız babasının evde olmadığı bir gece hem erkeğin hem de kızın ailesi yattıktan sonra buluşma gerçekleşirdi. bu durumdan annelerin haberi olurdu erkek gizlice kızın evine giderdi ve nişanlısı ile buluşup alaca karanlığa kadar beraber olurlardı alaca karanlık diyoruz çünkü gün ağarmadan erkeği kimse görmeden evine geri dönmek zorundaydı bu buluşmalar kız evi müsait değil ise kızın yakını veya komşuların birinin evinde kadınlar tarafından ayarlanarak gerçekleştirilirdi

Nişanlanan çifte evlenme gözü ile bakılırdı Oğlan tarafı nişanlılık döneminde kız tarafına dini bayramlarda altın, saat ve elbise gibi hediyelerde götürürlerdi. Kıza bizim gelin (büke meye) diye hitap ederlerdi öyle şimdiki gibi nişan atmak kolay değildi istisnalar hariç hiç olmazdı aileler arasında husumete ve kavgalara neden olurdu ve hatta kan davalarına kadar varırdı onun için kimse cesaret edemezdi nişanlanan ve evlenen eşler birbirine adları ile hitap etmezlerdi çünkü çok ayıp sayılırdı hatta ailesinde ve çevresinde o adı taşıyan biri varsa ona o adla hitap etmezlerdi ona bir lakap takıp öyle hitap edilirdi Kürt toplumunda lakap adı çok yaygındır bundan dolayı olabilir diye düşünüyorum

 

Oğlan tarafını kızı evine bohça ile nişan götürmesi

Nişandan sonra düğün hazırlıklarına başlanırdı. Köyümüzde ve yöremizde düğünler genelde ilkbaharda yapılırdı bunun nedeni yazın yaylalara çadırlara çıkılması kış hazırlığı (devlik görme)yapılmasından dolayı ilkbahar tercih edilirdi düğün günü ve başlık parasını belirlemek için kızın evinde toplanılırdı gelen kişilere kız evinde yemek verilirdi istenilen başlık parası yüksek olursa gelen misafirler yemeği yemezlerdi bir miktar daha indirilmesini beklenirdi başlık parasına (galın) denirdi başlık parasında bir miktar kızın anasına süt hakkı diye verilirdi geri kalan ise geline harcanırdı düğün günü kararlaştırıldıktan sonra nişanlı kızla beraber 3-4 kişi alınarak şehre düğün hazırlıkları için alış verişe gidilirdi geline altın elbise gibi düğün eşyası alınırdı düğünde önce alınan eşyalar ve kızın çeyiz bohçası ve sandığı sergilenir komşular çeyiz görmeye giderken hediye götürürlerdi düğünden önce oğlan tarafının aldığı yün ile kız tarafı yatak yapardı düğün öncesi bir gelenekte kızın amcasına dayısına ve erkek kardeşine hediye alınarak onların gönüllerini almaktı bunlara emmi dayı kardeş yolu denilirdi Bir diğer gelenek ise düğünden öncesi kolu komşuda ve çevre köylerde taziyesi olan varsa ziyaret edilir gönül ricası alınırdı

 

Düğünün başlaması

Düğüne davet köylerde okuntu denilen çağırma şekliyle olurdu yöre köylerini düğüne davet etmek bir gelenekti Davetiye yerine bildiğimiz bayram şekerini belirlenen bir kişi yöre köyleri dolaşarak dağıtırdı okuntu dağıtana bahşiş verilirdi bu okuntu dağıtma işi yörede katkı olsun diye en fakire verilirdi düğünün başladığını belli ettirmek için oğlanın evinin üstüne Türk bayrağı dikilirdi bu bayrağı damadın seçtiği sağdıç adı verilen kişiye emanet edilirdi o dönemde düğünlerde bayrağı alıp saklamak bir gelenekti bayrak saklandığında sağdıç büyük bir hediye vererek bayrağı geri almak zorundaydı bayraksız düğün düşünülemezdi onun için sağdıç akşam olunca bayrağı toplardı sabahleyin tekrar düğün evinin üstüne dikerdi damat düğün boyunca dışarı çıkmazdı ayıp sayılır ve hoş karşılanmazdı bir ev tahsis edilirdi damat orada kalırdı arkadaşları ve gençler orada toplanırdı gelini getirmeye gidildiği zamanda damat götürülmezdi düğünler özellikle köylerde davul ve zurna çalgısı ile yapılırdı düğünler genelde gelin aynı köyde ise 3 gün başka köyde ise 4 gün sürerdi   

 

Gelen misafirlerin karşılanması

Düğünün birinci gününde en yakın akrabalar gelir ve Hediyeler getirirlerdi küçük hediye olduğu gibi koyun kuzu keçi ve koçta olurdu ve düğün başlardı çevre köylerde davet edilen kişiler düğünün ikinci günü öğleden sonra gelirlerdi buna da düğün şenliği (şenisi) denirdi davet edilen köylerde her evde bir kişinin düğüne gelmesi gelenekti ve hatta bir kural gibiydi aynı ailede tek kişi sınırı yoktu birkaç kişi katılabilirdi hatta düğün sahibi ne kadar kalabalık gelirse o kadar çok sevinirdi davet edilen köylerde düğüne gidecek kişiler tıraş olur en güzel elbiseleri ve ayakkabıları giyerek yola çıkarlardı gidilecek köyün yakınına gelen kalabalık köy görünmeden bir toplantı yaparlardı bu toplantıda kimin hangi eve misafir olacağını taksimi ve paylaşımı yapılırdı sen şu eve ben bu eve diyerek hiçbir evin misafirsiz kalmamasına özen gösterirlerdi çünkü misafir gitmeyen eve bizi ve yemeğimizi beğenmediniz için mi? evimize gelmediniz diye gelen misafirlere tepki gösterirlerdi

köyün yakınına gelen davetliler silahı olan biri birkaç el ateş ederdi düğün köyünde karşılık verilirse bu karşılıklı atışmalar köyün girişine kadar devam ederdi Düğün sahipleri gelen misafirleri köyün girişinde davul zurna ile karşılardı gelen misafirler davulcuya bahşiş verirdi akşam hangi eve misafir olacaksa doğruca o eve giderdi misafirlerine içecek ikram ederlerdi ev halkını akşam kaç kişinin misafir olduğunu bilmesi açısından bu bir gelenekti ona göre yemek ve yatak hazırlanması gerekliydi

 

Tura oyunu oynanması

Davetliler geldikten sonra düğün daha da hareketlenirdi davetliler birbirileriyle şakalar yaparlardı birbirlerine su çamur ve yüzlerine un atalardı o dönemde evler çatılı olmadığı için geceleri evin üstüne çıkarlardı hoplayıp zıplayıp ve hatta damı loğlayıp yatan misafirleri yatırmamaya çalışırlardı evlerde ev sahibinin haberi olmadan gizlice eşyalar alınıp saklarlardı ev sahibi bu eşyaları geri almak için bir hayli mücadele ederdi

Düğünde özellikle yöre oyunları oynanırdı halayda üçayak oyunu meşhurdu birde sopa (değnek) oyunu oynanırdı ellerinde sopa olan altı yedi kişi halay çekerlerdi elinde uzun sopa olan öndeki kişi arkadakilerin aldatılacak şekilde sopa ile bir sağ taraflarına bir sol taraflarına vururdu eğer arkadakiler hızlı davranıp sopayı öbür tarafa çeviremese bacağında sopayı yerdi birde ilginç tura oyunu oynanırdı bildiğimiz kendir ipi kız saçı gibi örülürdü akşamdan suya konulurdu sabaha kadar taş gibi olurdu onunla bir birbirinin sırtına git git (here here) diye bağırılarak vururlardı oynayanlar sırtlarının etkilenmemesi için üst üste palto ve ceket giyerlerdi ama yinede sırtları işkence yapılmış gibi mosmor olurdu birde baş belası yumruk oyunu vardı (sinsig) yumrukla birbirlerinin sırtına kaç kaç (bırava bırava) diye bağırılarak vururlardı gençler arasında yaygındı gençlerin güç gösterisine dönüşürdü ve çoğu zaman kavgalara neden olurdu onun için düğün sahipleri bu oyunun oynamasına pek müsaade etmezlerdi

 

Gelinin köyüne gidilmesi

Düğünün İkinci günü akşamı gelen misafirler köyde hangi eve misafirse akşam yemeğini aynı evde yerlerdi ve yatarlardı üçüncü gün sabahı kalkılır aynı evde kahvaltı yapılır gelin aynı köyde ise gelinle ilgili tüm hazırlıklar yapılır ve gelenekler yerine getirilirdi o gün gelin alınır hazırlanan düğün yemeği yenir ve düğün biterdi gelin başka köyde ise gelini getirmek için düğüne gelen misafirlerle birlikte yollara koyulurdu gelinin bulunduğu köye gidilirdi o dönemde yol ve arabalar olmadığı için hayvanlarla ve yaya gidilirdi köye varıldığında öğle vaktini bulurdu bu köyün uzaklığına göre değişirdi köye varıldığında gelinin evinin önünde topal oyunu oynanırdı havaya ateş edilirdi kız tarafından kız evinin kapısı kilitlenirdi kapıyı açmak için bahşiş verilmesi istenirdi para konusunda bir hayli mücadele edilir ve bahşiş verilip kapı açılırdı kapı açıldıktan sonra genelde kadınlar gelinin yanına giderlerdi diğer misafirler ise gönlüne göre köyde bir eve misafir olurlardı çünkü gelinin alınıp geri dönülmesi imkânsızdı o günün akşamı gelinin köyünde kalınırdı

 

Gelinin kapısının önünde topal oyunu oynaması

Köye varıldığında öğlen zamanı olmuştur damat tarafından hazırlanan düğün yemeği verilirdi yemeği bir gün önceden damat tarafının gönderdiği bir ekip, 5-6 davar keserlerdi bu genelde keçi koyun koç olurdu yöremizde inek dana gibi hayvanlar kesilmezdi zaten inek etini kimse sevmezdi hazırlanan yemekler genelde kuru fasulye et kavurma etli bulgur pilavı ve ayran olurdu

 

Gelin kınası yapılması

Akşam olunca gelin hazırlığına başlanırdı sabah erkenden yola çıkılacağı için gelinin süslenmesi çeyizin hazırlanması ve kınası yapılırdı. Kınalar bir tabağa konur ortasına mumlar bırakılıp yakılırdı genellikle kızlar tarafında gezdirilirdi bu esnada delikanlılar hoşuna ve hatta ileride eşi olacağını hayal ettiği kızın tabağına para atardı kıza karşı bir hissi olduğunu belli ettirmeye çalışırdı gelinin hazırlığını en önemlisi gelinin bel bağlaması geleneği idi örf ve adetlere göre kardeşi yapardı kardeşi yok ise bir vekil bağlardı bel bağlama geleneği kızın bakireliğinin simgesi anlamına gelirdi oğlan tarafını kız istemede ve başlık parasından sonra en çok terlediği andır çünkü gelini kardeşi hediye almadan bel bağlamazdı bazen sorun olmazdı bazen de gelinin kardeşi oğlan tarafının en kıymetli neyi varsa onu isterdi onu vermeseniz bağlamam diye diretirdi örf ve adetleri göre bel bağlamadan gelin evden çıkarılamazdı bazen bir iki saat sürerdi hatırı sayılır kişilerin devreye girmesiyle bu zor anda aşılırdı. Gelen misafirlere akşam yemeği hangi evde misafir ise o ev yemeği verirdi aynı evde yatılırdı. Bazen bir evde 40-50 kişi misafir olurdu onun için yatak yetmezdi komşulardan emanet yatak alınırdı ya da önceden tedbirli davranılırdı yakın köylerde emanet yatak getirilirdi böyle bir dayanışma örneği vardı

 

Gelinin çeyizi

Birinci gün yakın akrabaların gelmesi ikinci gün davetlilerin gelmesi üçüncü gün gelinin köyüne gidilmesi derken geldik en son güne dördüncü gün ise gelinin alınması: misafirler sabah erkenden yattıkları evde kalkarlar aynı evde kahvaltı yaparlar. Gelinin evinin önünde toplanırlardı davulcu ve zurnacı o anda duygusal parçaları çalmaya başlardı bu parçaları sabah erkenden dinlemek bir hoş olurdu kız evinde gelinin çeyizi getirilir bir kişi çeyiz sandığının üstüne oturur bahşişini isterdi sağdıçla sıkı bir pazarlık yapılırdı ve bahşişini alırdı çeyizin listesi yazılırdı nikâh bedeli olarak erkek ve kız tarafına mihr muaccel verilirdi gelinin çeyizi çokluğuna göre birkaç hayvana yüklenirdi kız önce babasını ve annesinin sonra da aile büyüklerinin elini öper ve kardeşleri ile vedalaşırdı. Gelin dışarı çıkarılırdı düğünün en hüzünlü anı bu andı çalgıcılar en hüzünlü havaları o sırada çalarlardı kız tarafında adeta bir matem havası yaşanırdı kız evi naz evidir o ana kadar kız tarafı her ne dedi ise oğlan tarafı hep evet demiştir gelin getirilirken o anda oğlan tarafı tüm haşmetini ve öfkesini çıkarırcasına lori lori lori diye tempo tutarak bağırırlardı kız tarafını ağlatmak için çoğu zamanda Başarlı olurlardı kız anası ağıt yakmaya başlardı

 

Gelinin Ata bindirilmesi

Bir at süslenir ve gelin at’a bindirilirdi düğün alayı davul zurna eşliğinde büyük bir coşku içersinde oğlanın köyüne doğru yola çıkarlardı yol boyunca gelin at üstünde dik durmaya çalışırdı yer yer geçilen yerlerde ve köylerde gelinin önü kesilir bahşiş alınırdı köye gelince oğlanın evinin önünde gelini attan indirmeden sağdıç’ın hanımı evin üstüne çıkar gelinin üstüne avuç avuç şeker kuru yemiş ve bozuk para atardı çocuklar bunları toplardı bunun bolluk bereket getirileceğine inanılırdı tam bu sırada oğlanın anasına geline ne hediye edeceğini sorarlardı oda herhangi bir şey veriyorum derdi kalabalık biz onu kabul etmiyoruz sen şunu vereceksin diye tempo tutardı o da ayrı bir güzellikti gelin attan indirilirdi gelin evin kapısından içeri girmeden önce kapı eşiğinde kaşık kırdırılırdı bunun gelinin uslu olacağını ve uğur getireceğini inanılırdı.

 

Gelin getirdikten sonra oğlan tarafı Düğün alayına düğünün ikinci yemeği verilirdi örf adetlere göre hem oğlanın hemde kızın köyünde düğün yemeği verilirdi kız aynı köyde ise tek yemek verilirdi birkaç tane koyun keçi ve koç kesilirdi bu kesme sayısı kalabalığa göre değişebilirdi yemekler büyük kazanlarda hazırlanıp verilirdi yemekten sonra kahveci kahve dağıtırdı kahveciye bahşiş verilirdi o dönemde takı olayı yoktu bunun yerine oğlanın babası veya ağabeyi ya da vekil tayin edilen kişiye herkes gönlüne göre para verirdi buna da düğün saçısı denirdi böylece düğün bitmiş olurdu.

Gerdek gecesinde gelin ve damat iki rekât namaz kılarlardı sağdıç damada sağdıç’ın hanımı ise geline bu geceyi nasıl mutlu bir şekilde beraber olacaklarını bilgilendirdi damat gelinin yüzünü kapatan duvağı açmak için geline hediye verirdi Bu aşamadan sonra gelinin masum ve temiz olduğunun simgesi olan çarşafa bakma âdeti gündeme gelirdi düğünde görevli sağdıç’ın hanımı tarafında gelinin durumu öğrenilerek ailelere bildirilirdi gelinin bakire çıkmaması durumunda baba evine geri gönderilmesi söz konusu olurdu

Şimdi ise düğünler düğün salonlarında birkaç kuru leblebi ve kurabiye bir meyve suyu ile 3-4 saat’te bitiyor aslında bunada şükür etmek lazım zaman gelecek 3-5 kişiyle nikâh dairesinde yapılacak. Hasan Ağca

Beyaz gelinliği gayrı
Giydirdiler anneciÄŸim
Elini bağrına ah
Koydurdular anneciÄŸim

Söz yakışmaz bu dilime
Kuşak taktılar belime
Kına yaktılar elime
Gidiyom ben anneciÄŸim

Kavuşmak kalır ahrete
Dayanamam gayrı ben bu

hasrete Kendi elinle saldın

beni gurbete anneciÄŸim

Unutamam ki kokunu
Uzağın olmaz yakını
Gayrı gidiyom hakkını
Helal eyle anneciÄŸim

 

Yorum ekle


güvenlik kodu
yenile